
BUGÜN; KURBAN BAYRAMININ 4. GÜNÜ...
Dedesine göre "Adam olacak çocuk" benim oğlum. Zamanının çoğunu dedesi ve anneannesi ile geçiriyor ama hayatından çok memnun. Evde hiç eksilmeyen kuzen sesleri, şefkat yumağı dede, hamarat ve imtinalı anneanne, eğlenceli teyze ile bizi hiç aramıyor. Anneme göre çok şanslı bir çocuk. O kadar çok seviliyor, o kadar güzel bakılıyor ki bazı günler hiç aramadan eve dönüyorum. Dedesi de anneannesi de onunla olmaktan çok mutlular. Benim işleri zorlaştırmayan oğlum sanki annesinin huyunu bilircesine aklıbaşında ve sakin... Uyku saatleri hariç tabii ki:)
Benim sevgi kelebeği oğluma duygularımı, içimdekileri, hayatıma kattıklarını anlatacak dağarcığım yok. Şuraya 2 cümle not düşsem mutlu oluyorum. Zaten konu oğlum olunca her durumda mutlu oluyorum.... Onun dışında hayat zaten çok gri...
Artık rondosuz, rende ile katı gıdaları yiyebiliyor.
Ellerini çok rahat kullanıyor. Nesneleri bir elinden diğerine rahatlıkla geçiriyor.
Combine spinal epidural olacaktı anestezi şeklim. Bu yüzden yan yatırdılar beni. Nerelerimin açıldığı, göründüğü, kimin neremi ellediği çok önemli değildi o an. Prof. ve doktor anestezi için sırtımla uğraşmaya başladılar. Ödemden dolayı bi hayli zorlandılar. Sayısını hatırlamıyorum ama 4-5 tane iğne yaptılar sırttan, acısını unutamayacağım... Son iğnede o meşhur "ılık bişey aktı" hissini yaşadım. Isınmıştım. Anestezi işi bitmişti. Rahatladım. Tekrar sırt üstü yattım. Önüme yüksek bir engel koydular. Yeşil örtüler örttüler, ağzımda oksijen maskesi, kolumda sürekli şişip inen tansiyon aleti ve kalp seslerim eşliğinde kendimi bıraktım ve ameliyat başladı.
Kesildiğimi, derilerimin çekiştirildiğini hissediyordum ama hiç acı duymuyordum. Anestezi doktorum, binlerce kez minnettarım kendisine, başucumdan hiç ayrılmadı. Elimi tuttu, yüzümü okşadı ameliyat boyunca. Doktorlar beni konuşturmak için sürekli sorup, bişeyler anlatıyorlardı. Herkes güleryüzüyle, neşesiyle içimi rahatlatıyordu. Oğlumun çıkmasına az kalmıştı. Bir hemşire elinde havlu ile bebeğimi sarmak için bekliyordu. Biri elinde kamera -sonradan öğrendim ki çekim yapması için eşim vermiş- sürekli etrafı çekiyordu. Çocuk doktoru muayene için oğlumu bekliyordu. "Saate bak, bu saati hayatın boyunca unutamayacaksın" dedi doktor. Tam karşımda duvardaki saate baktım. Tam dokuz buçuktu saat. "Hazır ol, şimdi oğlunun sesini duyacaksın" dedi anestezi doktorum. O arada kısa bir ağlama sesi geldi. "Duydun mu bak bu senin oğlun" dedi. Ben ağlamaya başlamıştım, konuşmak bitmişti. Bebeğimi hemen temizleyip yanıma getirdiler. Kokladım onu, yüzüne bakakalmıştım. Öp dedi doktor. Öptüm... Gene öptüm... Minnacık, nokta kadarken usg de görüp, "işte bu benim güçlü oğlum... mücadeleci oğlum" diye hissetmiştim. Tanımıştım onu. Koklarken yine aynı hisler... "Evet işte benim oğlum, bembeyaz, minnacık, ama güçlü, dayanıklı, mücadeleci. Başardı." Ne kadar şükretsem azdı.
Daha sayfalarca yazsam da anlatmakta eksik kalacak hisler...
İşte oğlumun ilk nefes alışı, dünyaya ilk merhabası, annesinden ilk ayrılışı... İşte bebeğim... Temiz, masum, güzel meleğim...